Organz olmanın yolu :)
Hattat Hastanesi Kadın Cinsel Sağlığı Kliniği Direktörü Dr. Ece Hattat kadında duyguların cinsel cevap gelişmesi için çok önemli olduğunu belirtiyor. Floransa’da düzenlenen Uluslar arası Kadın Cinselliği Çalışmaları Derneği’nin (ISSWSH-International Society for the Study of Women’s Sexual Health) toplantı ve eğitimine katılan Dr. Ece Hattat, şunları söylüyor: ‘Son yıllarda yapılan çalışmalar kadında duyguların cinsel cevap gelişmesi için çok önemli olduğunu gösterdi. Kadının partneri hakkındaki hisleri, ilişki kalitesi, sevgi-saygı düzeyi, samimiyeti gibi faktörler kadın cinselliğini etkiler. Kadının duygusal ve psikolojik durumu cinsel isteği, uyarılmayı, orgazmı ve tatmin seviyelerinde rol oynar. Kadının yetiştiği sosyo-kültürel ortam da önemlidir.
Kadında ne zaman orgazmik probleminden bahsedilebilir?
Orgazm bozukluğu sürekli veya tekrarlayan biçimde normal cinsel uyarılmadan sonra orgazmın olmaması veya gecikmesi halidir. Yani kadın cinsel olarak uyarılsa ve heyecan duysa da ya hiç orgazm olamaz ya da orgazm hissi azalmıştır veya uyarılara rağmen çok geç orgazm olur. Kadınlarda orgazmı oluşturmak için gerekli uyarının şekli ve yoğunluğu çok farklılıklar göstermektedir. Dolayısıyla teşhis doktorun, o kadının uygun cinsel uyarıyı aldığına karar vermesine bağlıdır. Bu şikayetin aynı zamanda kişiler arası ilişkiyi güçleştirmiş olması ve çeşitli ilişki problemlerine yol açmış olması da mümkündür. Bu nedenle aralıklı, zaman zaman ortaya çıkan veya durumsal olarak oluşan orgazm eksikliklerinin cinsel bozukluk olarak sayılmaması gerektiği düşünülmektedir.
Orgazm problemi yaşla artar mı?
İlerleyen yaşla birlikte meydana gelen fizyolojik ve hormonal değişimler sonucu orgazmların süresi ve şiddeti azaltabilir.
Orgazm probleminin nedeni nedir?
Kadında cinsel sorunlar yani cinsel istek bozuklukları, uyarılma sorunları, orgazm problemleri, ağrı hastalıkları uzun yıllar boyunca sadece psikolojik olarak değerlendirildi. Oysa kadında erkeklerdeki gibi bu problemlerin kaynağında organik bir sorun görülebilir. Daha da önemlisi kadın cinsel sorunlarında organik, psikolojik ve çevresel faktörlerin bir arada görülmesidir. Örneğin kadınların cinsellik hakkında konuşmasının tabu olduğu bir ortamda yetişen bir kadın bu durumda cinselliğe karşı korku, utanç gibi hisler geliştirip cinsel isteksizlik duyabilir. Bu durumda da cinsel cevabın gelişmesi için gereken damarsal, hormonal, sinirsel faktörler azalıp bir uyarılma veya orgazm sorunu gelişebilir. Tabii ikinci bir noktada kadındaki cinsel sorunların genelde bir arada görülmesidir. Yani bir kadın yaşı nedeniyle vajinal kayganlık sorunu yaşıyorsa ağrı problemi hatta cinsellikten uzaklaşma yaşayabilir. Orgazm bozukluğunun altında organik, psikolojik veya sosyal faktörler vardır. Kadın orgazmı özellikle beyin tarafından yönetilir ve lokal faktörlerle desteklenir. Bunların yanı sıra kişisel veya ilişkiye dair sorunlar da probleme yol açar veya arttırır. Özellikle cinsel istek azlığı, uyarılma sorunu, kayganlığın yetersiz olması, ağrı problemi yaşayabilir.
Psikolojik sorunlar kadında orgazm sorununa yol açar mı?
Tabii ki pek çok psikososyal faktör kadının orgazm olmasını etkiler. Çocukluk çağı, yetiştirilme tarzı ve bu dönemde kazanılan çeşitli yaşam deneyimleri, alışkanlık ve takıntılar bireyin hayatının sonraki aşamalarını da etkiler. Bozuk aile ilişkileri içinde, yanlış/yetersiz cinsel bilgilerle büyüyen ya da çocuklukta cinsel travma yaşayan bireylerde, cinsel işlev bozukluğuna yatkınlık oluşur. Hayatın ileri evrelerinde yaşanan cinsel başarısızlıklar, depresyon, aldatılma, hamilelik ve doğum sonrası ruhsal problemler, organik hastalıklara tepki, yaşlanma, partnerdeki cinsel problemler ve cinsel şiddete maruz kalma gibi nedenlerle cinsel işlev bozukluğu başlar.
Sonuçta kişisel veya evlilik-ilişki sorunları, stres seviyeleri, yetişme tarzı, eğitim seviyesi gibi faktörler kadında orgazm hissini etkileyebilir. Hatta bazı çalışmalarda ilişkideki tatmin seviyelerinin, ilişkiye adaptasyonun, mutluluk hissinin orgazmı etkilediği gösterildi. Depresyon tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar da orgazm hissini azaltabilir.
Çiftler arasındaki çekiciliğin kaybolması, ilişkinin bozulması, kendine güvensizlik, cinsellikten ve başarısızlıktan korkma, cinsellik hakkında kalıplaşmış yanlış düşünceler, yetersiz önsevişme ve psikiyatrik rahatsızlıklar sorunun çözülmesini zorlaştırır. Özellikle sonradan edinilmiş orgazm bozukluklarında, organik nedenlere psikolojik kökenli sorunlar da eşlik edebilir. Çeşitli psikolojik faktörler arasında partnere karşı ilgi kaybı veya partner tarafından reddedilme korkusu, vajinaya zarar gelebileceği endişesi ve suçluluk duygusu ön plana çıkmaktadır.
Her seferinde orgazm olmak şart mıdır?
Kadınlarda her seferinde orgazm olmak bir zorunluluk değildir. Bunu zorunluluk gibi gören ve bu beklenti içinde olan kadınlarda bir kere orgazm sorunu oluşursa bu beklenti nedeniyle performans endişesi yaratabilir. Bu da orgazm sorununu ilerletebilir. Orgazm cinsel ilişkinin fiziksel, duygusal ve ruhsal tatmin hissini ifade eden bir durumdur. Ancak her seferinde yaşanmasını beklemek yanlış olabilir. İnsanların organik, psikolojik durumu, cinselliğe hazır olmayan ruh hali, iyi konsantre olamama, cinsellik sırasında heyecanlarını yok eden bir olay yaşanması gibi faktörler nedeniyle cinsel ilişki sırasında bazen orgazm yaşanmayabilir. Orgazm olmadığında “hiç iyi bir cinsellik değildi” anlayışı doğru değildir.
Orgazm olamayan bir kadın ne zaman doktora başvurmalı?
Dönemsel olarak bahsettiğimiz faktörler nedeniyle orgazm sorunu yaşanabilir. Ancak bu problem ısrarlı bir şekilde devam ediyorsa tedavi için mutlaka doktora başvurmak gerekir.
Uyarılma sorunları orgazm problemlerine yol açar mı?
Hazırlayıcı faktör olarak uyarılma eksikliği, ağrı problemleri orgazm problemine yol açabilir. Biz zaten kadın cinselliğinde birden fazla problemin bir arada görüldüğünü görüyoruz. Cinsel uyarılma bozukluğu tekrarlayan şekilde ya da sürekli biçimde cinsel uyarılara cevabın olmaması ve/veya yeterli vajinal kayganlığın devam ettirilememesidir. Bu durum aslında fiziksel uyarılma eksikliğinden değil, daha çok uyarılmanın kişisel olarak algılanamaması ile ilgilidir. Bazı durumlarda kadında vajinal kayganlık yani lübrikasyon oluşsa da hiçbir cinsel uyara karşı cinsel heyecan ve zevk hissi oluşmaz. Bazen de kadın cinsel olarak uyarıldığını hissetse de vajinal lübrikasyon veya vajinal dokularda kanlanma artışı gibi cinsel uyarılma belirtileri oluşmaz. Yani kadın dokunsal, görsel, işitsel veya zihinsel uyarılardan heyecan duyar ama vücudu buna yanıt vermez. Tabii bazı durumlarda biz bu iki durumu birden yaşayan kadınlar da görüyoruz. Yani kadın ne heyecan ve uyarılma hissini yaşıyor ne de vajinal olarak uyarılara cevap gösteriyor. Bu durumda da orgazm da olamıyor.
Uyarılma bozukluklarına ne yol açar?
Cinsel uyarılma bozukluğu olan kadınlar genellikle cinsel ilişkiden tamamen uzak durmaya çalıştıklarından, sıklıkla bu kadınlarda cinsel istek azlığı tanısı konmaktadır. Son yıllarda cinsel uyarılma bozukluğunun fiziksel bir soruna bağlı olabileceğini belirtiliyor. Örneğin diyabet gibi damarsal sorun yaratan hastalıklar veya sinir sistemini ilgilendiren problemler uyarılmayı azaltabilir. Bir de cerrahi tedavilerin yan etkisi olarak uyarılma bozulabilir. Çok idrar yolu enfeksiyonu veya vajinal enfeksiyon geçiren kadınlarda da ağrı, kayganlıkta azalma ve uyarılma eksikliği oluşabilir. Bir de yine psiko-sosyal sebepler, ilişki sorunları uyarılmayı azaltabilir. Sorunu ele alırken bunun kişiye bağlı mı duruma bağlı mı ortaya çıktığı çok önemlidir. Örneğin; normalde yeterince ıslanan (lubrikasyonu olan ) ancak yaşadığı psikolojik nedenlerden dolayı uyarılamadığını gören bir kadında; gerçekte fizyolojik bir uyarılma ve istek sorunu olmamakla birlikte psikolojik etkilere bağlı olarak gelişen bir durum söz konusudur.
Orgazm sorununda hangi tedavileri uyguluyorsunuz?
Kadın cinselliğinde doğru tanı koymak çok önemlidir. Bunun için de biz multidisipliner bir takım anlayışı içinde jinekolog, androlog, ürolog, psikiyatrist, psikolog bir arada çalışıyoruz. Yapısal, damarsal, sinirsel, hormonal, metabolik, psikolojik sebepler ve hayat tarzı faktörleri bir arada inceliyoruz. Sorun altta yatan bir sağlık sorunu veya kullanılan ilaçlar yüzünden mi oluşuyor araştırıyoruz. Orgazm sorunlarında da sorunun hormonsal, nörofizyolojik veya ilaçlara yada psikolojik problemlere bağımlı olarak mı oluştuğu önemlidir. Beslenme düzeni, egzersiz seviyesi, sigara-alkol gibi alışkanlıklar, stres düzeylerini inceliyoruz. Bazı psikolojik testler ve görüşmeler ile olayın psikolojik boyutuna bakıyoruz. Tanı kesinleştirildikten sonra sistemik veya lokal ilaç tedavileri ile psikolojik terapiler ile tedavi edilir. Risk faktörleri azaltılır, altta yatan sağlık problemleri tedavi edilir. Sosyo-kültürel faktörler, ilişki sorunları veya depresyon-kaygı-performans endişesi gibi nedenler terapi ile tedavi edilir. Amaç her zaman cinselliğin kalitesini, tatmin seviyelerini arttırmak dolayısıyla hayat ve ilişki kalitesini düzeltmektir. Kadının kendisine neyin zevk verdiğini öğrenmesi, kendi cinselliği ile barışık halde olması ve partneri ile iletişimde olması da tedavi açısından gereklidir.
Uyarılma problemi nasıl tedavi edilir?
Cinsel uyarılma bozukluğunun görülme sıklığı yaşla birlikte artmaktadır. Özellikle menopoz sonrasında ve 50- 60 yaş dilimindeki kadınlarda sık rastlanmaktadır. Cinsel uyarılma bozukluğu yaşayan kadınlarda da bu duruma neden olabilecek organik, psikolojik, ilişkiye dair faktörler araştırıldıktan sonra kişiye uygun bir tedavi planı uygulanır. Tabii cinsel uyarılma sorunu yaşayan kadınlarda orgazm veya istek problemi de görüldüğünden birden fazla tedavi gerekebilir. Bazı lokal veya sistemik hormon tedavileri, damarsal ilaçlar kullanılabilir. Terapi de tedavi edici veya destekleyici amaçlarla mutlaka önerilir. Partnerle iletişim uyarılma sorunlarında önemlidir. Kadınların cinsel sorunları olduğunda mutlaka eşleriyle konuşması gerekir.
hamilelikte seks yapmak
Hamileliğinizle birlikte hem psikolojik hem de fizyolojik birçok değişim geçirirsiniz. Bu değişimler eşinizle genel sağlığınızı ve cinsel yaşamınızı olumsuz yönde etkileyebilir.
Güvenli bir seks için önerilen pozisyonlar
Hamileliğinizde yaşadığınız cinsel ilişkide, değişik pozisyonları denemeniz, hamilelik dönemi boyunca faydalı olabilir. Örneğin; çok kullanılan erkeğin üstte olduğu cinsel pozisyon (Misyoner pozisyonu), özellikle hamileliğinizin 20. haftasından sonra, karnınıza uygulanan basınca bağlı olarak hem size rahatsızlık verir hem de bebeğinizin kan dolaşımını bozar. Bu sebeple, hamilelik boyunca önerilmeyen bir cinsel birleşme şeklidir.
Hamilelikte güvenli seks için, daha çok üstte veya yanda olduğunuz pozisyonları tercih etmelisiniz, çünkü bu pozisyonlarla, hareketlerinize rahatlıkla yön verebilirsiniz. Unutmamak gerekir ki, hamilelik hormonlarının etkisiyle vajina salgınızda artış olur ve ödem meydana gelir. Bunların sonucunda, ilişki sırasında ağrı hissedebilirsiniz.
Hamilelikte orgazm problemi ve cinsel istek
Hamileliğinizin ilerlemesi ile birlikte cinsel isteğinizde, ilişki sıklığınızda, orgazm ve cinsel tatmin fonksiyonlarınızda genel olarak azalma oluşabilir. Hamileliğinizin erken dönemlerindeki genital bölgenizde kanlanma artışı nedeniyle, rahim ve rahim ağzınızda yumuşama oluşur. Vajinanızda renk değişikliği, dış genital organlarınızda büyüme ve artmış vajinal akıntınız görülür.
Hamileliğiniz ilk aylarında cinsel istek ve arzularınızda belirgin bir artış görülür, ancak devamlılık göstermez. Hamileliğiniz ilerledikçe bulantı-kusma, memelerde hassasiyet, halsizlik, fiziki kısıtlılık nedeniyle cinsel istek ve performansınızda azalma görülebilir. Hamilelikte orgazm değişkenlik gösterirken, cinsel tatminde de genel olarak azalma görülmektedir.
Hamileliğiniz sırasındaki cinsel ilişkinizde orgazm yaşamanız, anne karnındaki bebeğinizi olumsuz etkilemez. Tam aksine bebeğinizin hareketlerinin bu esnada arttığı ve kalp atışlarında da olumlu değişiklikler olduğu NST çekimlerinden bilinmektedir.
Cinsel istek seyri
• Cinsel istek ve arzu ilk 3 ayda hafif azalır veya değişmez.
• Hamileliğin 12 ile 28. haftaları arasında kısmen artar veya değişmez.
• Hamileliğin son aylarında ise belirgin düşme gösterir.
• Doğum sonrası 3–4 ay cinsel istekte genel bir azalma görülür ve zamanla tekrar normale döner.
Hamilelikte cinsel ilişki sıklığı
Hamileliğin ilerlemesiyle birlikte eşinizle ilişki sıklığınız azalacaktır. Genellikle çiftler hamilelik öncesi aylarda ortalama 8-10 kez ilişkiye girerken, hamileliğin ilk 3 ayında bu oran ayda ortalama 6 kez, 12 ile 28. haftaları arası ise ortalama 5′e düşer. Son aylara gelindiğinde bu oranda ciddi bir düşme görülür ve çiftler ayda ortalama 1 veya 2 kez seks yaparlar. Bu azalmanın sebebi bebeğe zarar verme korkusu, kadındaki cinsel arzuda değişkenlik ve cinsel pozisyonlardaki zorluktan kaynaklanmaktadır.
Google Eurovision’a hazır
Google Eurovision’a hazır
Google, Eurovision için özel sayfa hazırladı.11 Mayıs 2009 Pazartesi 12:11
Google, 16 Mayıs’da Moskova’da düzenlenecek yarışma için internet kullanıcılarının yarışmaya kendi ülkelerinden katılacak temsilcinin kazanma şansını değerlendirebilecekleri ve yakından takip edebilecekleri bir “gadget” hazırladı.
Google Eurovision’a özel www.google.com.tr/eurovision sitesini değişik ülkelerden katılan yarışmacıların arama verilerini kullanarak her bir katılımcının internet dünyasındaki popülerliğini gösterecek şekilde tasarladı. Bu sitede tüm katılımcıların zaman içerisinde ne kadar arandığını gösteren grafikleri bulabilir, günlük olarak güncellenen aramaları takip ederek Eurovision finaline kadar hangi ülkenin katılımcısının birinci olacağını tahmin edebilirsiniz. Ayrıca bu ‘gadget’ı kolayca web sitenize ya da blog sayfanıza yerleştirmeniz de mümkün.
Ayrıca bu sayfada 2009 Eurovision Şarkı Yarışması ile ilgili haberlere bakarak oy vermeyi düşündüğünüz katılımcı hakkında daha ayrıntılı bilgilere ulaşabilirsiniz.
Medyanın gözdesi beşiktaş
Medyanın Yeni Gözdesi Beşiktaş
Medya Takip Merkezi’nin (MTM) Mayıs ayı içerisinde, gazete, dergi, TV kanalı ve haber sitelerinde yayımlanan 11 bin 305 haberi tek tek raporlayarak oluşturduğu medya gündemi raporuna göre, aylardır spor medyasının gündeminden düşmeyen Fenerbahçe’nin tahtına Beşiktaş oturdu.
Medya Takip Merkezi’nin (MTM) Mayıs ayı içerisinde, gazete, dergi, TV kanalı ve haber sitelerinde yayımlanan 11 bin 305 haberi tek tek raporlayarak oluşturduğu medya gündemi raporuna göre, aylardır spor medyasının gündeminden düşmeyen Fenerbahçe’nin tahtına Beşiktaş oturdu.
Fortis Türkiye Kupası’nın ardından Turkcell Süper Lig’de de şampiyonluğa ulaşan ve sezonu çifte kupayla kapatan Beşiktaş, medyada da rakiplerini geride bıraktı. Ligde yakaladığı başarılı performansıyla da sporseverlerin ilgisini çeken Beşiktaş’ın haber sayısında yüzde 36 artış yaşandı. Ay boyunca, toplam 24 bin 540 haber ve yazıya konu edilen Beşiktaş’ın ekranlarda kalma süresi ise 151 saati aşkındı. MTM’nin araştırma raporuna göre, ayın en çok konuşulan ikinci spor kulübü, Fenerbahçe oldu. Uzun süredir
medyanın gözde takımı olan Fenerbahçe’ye ilgi, azalma gösterdi. Önceki aya göre haber oranı yüzde10 düşüş gösteren Fenerbahçe, toplam 23 bin 590 haber ve yazıya konu edildi.
Aynı araştırma sonuçlarına göre, ayın en popüler üçüncü spor kulübü Galatasaray’dı. Ay boyunca, 18 bin 207 habere konu edilen Galatasaray’ı, 11 bin 184 haberle Trabzonspor, 10 bin 145 haberle yüksek performansıyla dikkatleri üzerine çeken Sivasspor izledi.
Beşiktaş’ın sezonu çifte kupayla kapatmasında büyük pay sahibi olan isimlerden Slovak yıldız Filip Holosko, ayın en çok habere konu olan sporcu oldu. Mayıs ayında baba olmasıyla da gündeme gelen Holosko ay boyunca toplam 2 bin 201 haber ve yazıya konu oldu. Holosko’nun haberleri önceki aya oranla yüzde 40 artış gösterdi.
Rapora göre, Mayıs ayının en çok konuşulan bir diğer sporcusu, Rodrigo Alvaro Tello oldu. Mustafa Denizli’nin, Tello’nun beklentilerini karşılamadığını açıklaması ayın dikkat çeken konu başlıkları arasında yerini aldı. Tello toplam 2 bin 171 haberde yer aldı.
MTM’nin yaptığı aynı araştırma sonuçlarına göre, en çok haber olan diğer futbolcular, 2 bin 74 haberle Alex De Souza , 1.972 haberle Diego Lugano oldu.
Geçtiğimiz ayın en çok haber olan sporcusu olan Arda Turan, Mayıs ayında listenin sekizinci sırasına geriledi. Haber oranı yüzde 54 düşüş gösteren Turan, toplam bin 586 haberde yer aldı.
TRzurna mirc script
Türkçe mIRC Türkiye’nin Resmi mirc Sitesinden download edilir. Türkçe mirc Bizim işimiz. Türkçe mirc Sohbet Proglamı cafelerde, evde, internet cafede, İnternet Oldugu Tüm Yerde Huzur Güvenli Bilincli Seviyeli Chat Yapmanızı Sağlıcaktır. Herkez Her site de türkçe mirc diyor. ama ne oldugunu nasıl olduğunu bilmiyorlar çünkü bizim Türkçe Script Proglamlarını editliyorlar kendilerine göre ayarlıyıp kulanıyorlar kanmayın ! Türkiye’de mirc Resmi download adresi www.TRzurna.net dir. sizde türkçe mirc resmi sitesinden download ediniz bilgisayararınıza. TRzurna.net harici siteden hiç bir şekilde mirc indirmeyiniz. Tüm Türkiye trzurna net sitelerinde chat cut yapıyor :):D
Google da kapatılıyor !
Türkiye’de erişimi yasaklanan paylaşım sitesi YouTube’un ardından Google da kapanma tehlikesiyle karşı karşıya…
Atatürk’ün kişilik haklarına ve manevi şahsiyetine ağır hakaretler içerdiği öne sürülen bir site nedeniyle arama motoru Google da kapanma tehlikesiyle karşı karşıya. Hürriyet’in haberine göre; Atatürkçü Düşünce Derneği, Google’da “Kemalizmin karın ağrısı” yazılarak ulaşılan sitede, Atatürk’e ağır hakaretler içeren ifadelerin yer aldığı gerekçesiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Bürosu’na suç duyurusunda bulundu.
“TÜRKİYE SANSÜRCÜ ÜLKE OLUYOR” DEDİRTEN GELİŞME
Arama motoru yöneticilerinin cezalandırılması ve Google’ın Türkiye’de erişime kapatılması istenen dilekçede, “Kemalizmin karın ağrısı” yazılarak ulaşılabilen ana başlıklarda, Türkiye’nin kurucusu Atatürk’e kişilik hakları dahil, her alanda hakaret edildiği kaydedildi.
Söz konusu yayınların kimler tarafından siteye konulduğunun tespit edilemediği belirtilen dilekçede, “Ancak sayfanın sonuna sitenin Google tarafından desteklendiği yazılmıştır. Atatürk’ü Koruma Kanunu başta olmak üzere, TCK ve ilgili maddelere aykırı olarak yayın yapan sitenin sorumlularının tespit edilerek, cezalandırılması ve bu sitenin de acilen yayınlarının durdurulması ve kapatılmasını talep ediyoruz” denildi.
Paylaşım sitesi “YouTube”a erişim de, Atatürk’e hakaret içeren görüntüler bulunduğu gerekçesiyle süresiz olarak yasaklanmıştı. Ankara Basın Savcılığı, Atatürk’e hakaret içeren görüntülerin sadece Türkiye veri tabanında kaldırıldığı gerekçesiyle erişime izin vermemişti.
2009 yılının en başarılı 42 blogu belli oldu!
İnternet kullanıcılarını blog yazmaya teşvik etmeyi ve Türk internet sektörüne zengin ve özgün içerikler kazandırmayı hedefleyen 2009 Blog Ödülleri sahiplerini buldu!
İnternet kullanıcılarını blog yazmaya teşvik etmeyi ve Türk internet sektörüne zengin ve özgün içerikler kazandırmayı hedefleyen 2009 Blog Ödülleri sahiplerini buldu! 14 farklı kategoride yarışmak üzere toplam 1436 blog’un başvurduğu yarışmada 42 blog ödül almaya hak kazandı.
Bu yıl ikincisi düzenlenen Blog Ödülleri Yarışması, 2009 yılının en başarılı bloglarını belirledi. Türkiye’nin 61 ilinden toplam 1436 blogun kaydolduğu yarışmada 14 farklı kategoride toplam 42 blog ödül almaya hak kazandı.
2 Mayıs Cumartesi günü Fenerbahçe Faruk Ilgaz Tesisleri’nde gerçekleştirilen ödül töreni, blogkürenin Türkiye’deki temsilcilerini bir araya getirdi. Törene geçilmeden önce ise internet ve blogküre ile ilgili bir konferans düzenlendi.
İnternet kullanıcılarını blog yazmak konusunda cesaretlendirmeyi, bu sayede de Türk internet dünyasına özgün ve zengin içerikler kazandırmayı hedefleyen yarışmanın kategorileri ve kazananları şöyle:
Coca-Cola Aile Blogları
• Birinci – http://aliozdil.blogspot.com – Mahmut Mustafa Özdil
• İkinci – www.babaolmak.com – Özgür Poyrazoğlu
• Üçüncü – www.savascocuklari.com – Halim Kılıç
ntvmsnbc Haber-Gündem Blogları
• Birinci – www.yazburaya.com – Melih Andıç
• İkinci – http://turkiyevehayatadair.blogspot.com – Serkan Özçalık
• Üçüncü – http://www.kursatsenturk.com – Kürşat Şentürk
Binrota Hobi Blogları
• Birinci – http://www.geziyorum.net - Emre Tok
• İkinci – http://www.gezipgorduk.com – Bürkan Çiftçigüzeli
• Üçüncü – http://www.misssgibi.com – Zerrin Tomruk
İş Dünyası Blogları
• Birinci – http://www.chatterboxtr.com – Afşın Avcı
• İkinci – http://designyoursummer.blogspot.com – Uğur Ayasbeyoğlu
• Üçüncü – http://www.cingunlugu.com – Yavuz Selim Şen
Kadın Blogları
• Birinci – http://www.devletsah.com – Devletşah Özcan
• İkinci – http://www.yelizindunyasi.com – Yeliz Ayfar
• Üçüncü – http://www.kadinlar.net – Murat Yaman
Letoonia Resorts Kişisel Bloglar
• Birinci – http://www.yicit.com - Yiğit Kalafatoğlu
• İkinci – http://gurkankalkanweblog.blogspot.com - Gürkan Kalkan
• Üçüncü – http://www.blogdevri.com - Ali Ayvaz
Efes Pilsen Kültür–Sanat Blogları
• Birinci – http://www.maddebagimlisi.com - Deniz Tan
• İkinci – http://www.gunesintamicinde.com - Süleyman Sönmez
• Üçüncü – http://www.sanatlog.com - Özer Dölekoğlu
Peugeot Otomobil Blogları
• Birinci – http://carluvr.com - Yalçın Pembecioğlu
• İkinci – http://otomot.net – Tuna Aras
• Üçüncü – http://arabadelisi.blogspot.com – Erhan Yılmaz
Project House Reklam-Pazarlama Blogları
• Birinci – http://www.hergunkampanya.com - Ahmet Hakan Göral
• İkinci – http://www.elmaaltshift.com - Fırat Yıldız
• Üçüncü – http://www.kreativme.com - Gülnur Öztürk
Ülker Spor Blogları
• Birinci – http://www.footballiswar.com - Fırat Topal
• İkinci – http://www.fenerlig.blogcu.com - Selçuk Softa
• Üçüncü – http://eskrimaktuel.com - Mert Yaşar
TTNET Teknoloji Blogları
• Birinci – http://www.yakuter.com - Erhan Yakut
• İkinci – http://www.apostylee.com - Abdullah Uğraşkan
• Üçüncü – http://www.ogren.tv - Ethem Usluoğlu
Topluluk Blogları
• Birinci – http://www.fasulyeden.com - Reşat Özdemir
• İkinci – http://www.bobiler.org - Ozan Tüzün
• Üçüncü – http://www.mtv.com.tr/anime - Esra Akdere
Tefal Yemek Blogları
• Birinci – http://www.tarifiyemek.com - Uğur Samsa
• İkinci – http://nefisyemektarifleri.com - Elif Atalar
• Üçüncü – http://www.hafiftarif.com - Gülfem Alptekin
Microsoft Windows Live Spaces Blogları
• Birinci – http://gamzetuysuz.spaces.live.com - Gamze Tüysüz
• İkinci – http://leothemaster.spaces.live.com - Levent Özen
• Üçüncü – http://elifingunlugu.spaces.live.com - Hayriye Topçuoğlu
Blog Ödülleri Yarışması’nı düzenleyen Bloglama’nın kurucularından Eray Endeş, konuyla ilgili düşüncelerini şöyle dile getirdi: “Bloglar, günümüzde yaşayan tüm bireylerin bilgiye ulaşmaları ve bilgiyi paylaşmaları açısından büyük bir önem taşıyor. İlk defa 2008 yılında düzenlediğimiz Blog Ödülleri’ne 800’den fazla blog başvurmuştu. Bu yıl ise yarışmaya Türkiye’nin 61 ilinden başvuru geldi ve kayıt yaptıran blogların sayısı ikiye katlandı. Ödül almaya hak kazanan 42 blog ise 24.410 kişiden gelen toplam 36.179 oy ile belirlendi. Yarışma süresince 166.312 tekil ziyaretçi 972.091 sayfa ziyaret etti. Bu rakamlar, Blog Ödülleri’nin Türk internet dünyası için taşıdığı önemi açıkça ortaya koyuyor. Önümüzdeki yıllarda bu başarımızı daha da ileriye taşımayı hedefliyoruz. 2009 Blog Ödülleri’ne katkıda bulunan herkese teşekkür ediyoruz.”
Yarışmaya ilişkin detaylara http://2009.blogodulleri.com adresi üzerinden ulaşabilirsiniz.
Google’a, integral çözebilen yeni bir rakip geldi
İnternette ‘arama’ denince ilk akla gelen marka olan Google’a şimdi integral bile çözebilen dişli bir rakip çıktı.
İnternetin tüm popüler arama motorlarını unutturan Google’a şimdi güçlü bir rakip daha çıktı.
WolframAlpha adlı bu site şimdiden test yayınına başladı ve klasik bir arama motoru mantığında çalışmıyor.
İngiliz bilgisayar mühendisi mucidinin ismini alan site, sadece arananı bulmayı değil, sorulara cevap vermeyi de planlıyor.
Kurucuları, “Biz Google’a rakip olmak için çıkmadık ama Google’ın yapamadığı şeyleri yapabildiğimizi görüyoruz. İster istemez bu yaşanacak diye düşünüyoruz” diyor.
wolframalpha.com’a diğer arama motorları gibi kelime ya da cümlelerle arama yapmanın yanı sıra, çözmekte zorlandığının her türlü matematik formülünü sorabiliyorsunuz.
Örneğin arama çubuğuna x^2 sin(x) yazıp enter’a bastığınızda karşınıza örnekleri ile çözülmüş hatta grafikleri çizilmiş bir sonuç ekranı geliveriyor.
wolframalpha’ya tüm bunların yanında her türlü yüzdelik oran hesaplamalarını da sorabilirsiniz.
3G ile internet ucuzlayacak
Turkcell Genel Müdürü Süreyya Ciliv, Ağustos ayından itibaren geçecekleri 3. nesil mobil iletişim sistemlerinin, internete çok daha hızlı erişim imkanı getireceği gibi, birim fiyatlarını da ciddi oranda düşüreceğini söyledi.
Ciliv, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 3G (Üçüncü Nesil Mobil İletişim Sistemleri) hizmetine Ağustos başından itibaren vermeye başlayacaklarını anımsattı.
Cep telefonu teknolojisinde Türkiye’de halen 2. nesil mobil iletişim sisteminin kullanıldığını, yeni geçilecek 3G’nin 2. nesile göre önemli bir değişim sağlayacağını belirten Ciliv, aynı zamanda 3G teknolojisinin, dünyada bundan sonra çıkacak yeni nesil teknolojilere daha kolay geçmeye olanak tanıdığını vurguladı.
”Bundan sonra müşterilerimiz bir sonraki nesil mobil iletişim sistemlerini, 3G’yi bekledikleri gibi beklemek zorunda kalmayacaklar” diyen Ciliv, şunları kaydetti:
”Yeni aldığımız lisans anlaşmasıyla, bundan sonra çıkacak yeni teknolojileri devamlı şekilde geliştirmemiz mümkün. 3G sisteminin hızı gittikçe artıyor. Geçen sene saniyede 7.2 megabitten bahsediyorduk, şimdi artık, saniyede 21 megabit hızdan bahsediyoruz. 4. nesli de yakından takip ediyoruz. Yakında testlere de başlayacağız. Artık yeni sistemler dünyada hazır olduğunda, Türkiye’deki müşterilerimize de kısa süre içinde sunacağız.”
Ciliv, 3G’de cep telefonu kullanıcılarının en çok fayda göreceği uygulamanın mobil ortamda hızlı internete ulaşmak olacağını, artık ”bilgisayar” denilebilecek noktaya gelen cep telefonlarıyla sanki evde ADSL ile bağlanırmışçasına, her yerden her zaman internete ulaşabileceklerini vurguladı.
Bu sayede insanların özel araçlarında, tren ve otobüs gibi seyahatlerinde de vakitlerini çok daha iyi değerlendirme fırsatı bulabileceklerini anlatan Ciliv, eğitim programlarının kolayca cep telefonlarına yükleyebileceğini, hızlı bir şekilde müzik ve video indirilebileceğini söyledi.
Ciliv, sağlık konusunda da bu sistemin önemli faydaları olacağını belirterek, ”Çünkü görüntülü görüşme yapmak mümkün olduğu için, doktor hastadan uzakta olsa bile, görüntülü görüşme yaparak hastasına yardım edebilecek. 3G’nin sağlık alanındaki önemli faydaları görülmüş olacak” diye konuştu.
-UCUZLAYACAK-
3G’nin avantajlarından birinin de internete ulaşımı ucuzlatacak olması olduğunu belirten Ciliv, şunları söyledi:
”Ağustos ayından itibaren geçeceğimiz 3. nesil mobil iletişim sistemleri, internete çok daha hızlı erişim imkanı getireceği gibi, birim fiyatları da ciddi oranda düşmüş olacak. Yani, örneğin bir megabite’a, şuan ödenen fiyatın daha da altında ulaşılmış olacak. Cep telefonu sim kartları, aynı zamanda dizüstü bilgisayarlarına internete bağlanma imkanı verdiği için, aynı fiyat avantajından bilgisayar kullanıcıları da yararlanmış olacak. Bir başka yenilik ise kişiselleştirilmiş etkileşim servisleri… Televizyonda ya da başka kaynaklardan çok fazla ve çok çeşitli bilgi geliyor. Bu servislerimizden kişi isterse, örneğin tuttuğu takımla ilgili, sevdiği köşe yazarlarıyla ilgili, sadece kendisine özel bilgileri alabilecek, bu kişinin cep telefonuna istediği özel bilgiler akacak. Böylece kişi gereksiz bilgilerle uğraşmaktan kurtulacak. Konuşmak istediği ya da istemediği kişileri de bu servisler sayesinde belirleyebilecek.”
Ciliv, bu servislerin, istenilen bilgiye çok çabuk ulaşılması sayesinde kişiye ticarette de önemli bir rekabet avantajı sağlayabileceğini, söz konusu servislere olanak tanıyan yazılımların çoğunu kendilerinin geliştirmeye başladıklarını sözlerine ekledi.
Araplara ve İranlılara tarihi çağrı!
İslam dünyasının tanınmış düşünürlerinden Muhammed bin el-Muhtar eş-Şankıti’den Araplara ve İranlılara tarihi çağrı! Şankıti, kimlere yazıklar olsun! dedi?
İslam coğrafyasında emperyalist işgal devam ederken, mezhep ve ırk tartışmaları içinde boğulan Müslüman dünyaya tarihi çağrı. İslam dünyasının tanınmış düşünürlerinden Muhammed bin el Muhtar eş Şankıti, tarihin sayfalarına sıkışan ümmetin ferdlerine “gözlerinizi dört açın, dost ve düşmanınızı tanımlayın” dedi.
Şankıti, İsrail ve ABD’nin oyunları arasında gerçekleri görmekten aciz Arap siyasi yöneticilerine yazdığı makalesiyle ders verdi. Şankıti makalesinde şu hakikatleri insanlarla paylaşıyor; Ortadoğu’da özellikle Amerika’nın Irak’a saldırmasının ardından ülkenin ciddi boyutlarda Sünni-Şii çatışmalarına sahne olması, “gerçek düşman kim” sorularını da beraberinde getirdi.
Ortadoğu’da demokrasi çağrılarıyla Irak’a saldıran Amerika, istediği sonucu alamayıp aksine büyük bir çıkmaza girdi. Umduğunu bulamadığı gibi askeri ve maddi açılardan da göçen Washington’da başa gelen yeni yönetim bir yandan İran’la kendi ilişkilerini ılıtıp diğer yandan Araplarla İranlılar arasını iyice açmaya çalışarak hedefine ulaşmayı deniyor.
Son günlerde yapılan bir stratejik araştırma İsrail’in İran’ın nükleer tesislerini vurma ihtimalinden bahsetmektedir. Bu da sadece İranlıların ölmesi değil aynı zamanda radyoaktif sızıntı çemberi dâhilinde kalacak Arap ülkelerindeki yüz binlercesinin de kansere yakalanması sonucu doğuracaktır. İsrail’de bir araştırma merkezinin yaptığı anket sonucuna göre ise İran’ın nükleer silah sahibi olmasını ilan etmesi durumunda İsraillilerin dörtte biri İsrail’den göç edeceklerini belirtmiştir. Bu durumda, işgalci Amerika ve İsrail’in bir kenara itilip arada mezhepsel ve kültürel farklılıklar bile olsa komşu İran’ın nükleer güç sahibi olması üzerinde yoğunlaşmanın Araplar için fayda mı yoksa zarar mı getireceği hususunun tekrar gözden geçirilmesi daha uygun olacaktır.
Muhammed bin el-Muhtar eş-Şankıti*
Mantıkçılar “asıl” kavramını şöyle tanımlarlar; aşikâr bir şeyi açıklamak sorunu/problemi artırır. Ancak değerlerin değişiminde ve denge unsurlarının kırılma anlarında bilinenin tanımlanmasına ve aşikâr olanın açıklanmasına ihtiyaç duyulur. Bugün Arapların ve Müslümanların gerçeğinde İsrail’in düşman, Amerika’nın da bu düşmanın destekçisi olduğundan daha net bir şey yoktur. İran ve Arap Dünyasını çevreleyen diğer ülkeler, her ne kadar Araplarla durum çıkarları uyuşmasa, mezhebi kökenleri farklılık gösterse de düşman değildir.
Ancak Amerika’ya taparcasına bir bağla bağlı olan bazı Arap liderler, İran’ın Arap bölgesinde temel tehlike olduğu hususunda ısrar etmektedir. Bu konuda Arapların ve Farsların birbirleri hakkında taşıdıkları olumsuz önyargı mirası, Arap halkının büyük kesiminde görülen aşırı siyasi bilinçsizlik ve propaganda, ritim tutma mesleğini yürüten İsraillilerin teşvikleri de kendilerine yardımcı olmaktadır.
Netanyahu, Washington’u son ziyaretinde Amerikan İsrail Halk İlişkileri Komitesi (AIPAC) önünde yaptığı açıklamada şöyle dedi; “Hayatımda ilk defa şunu söyleyebilirim ki, Araplar ve İsrailliler bugün ortak düşmanlarıyla karşı karşıyadır”. (İran’ı kastediyor)
Eliot Abram da eklemede bulunarak The Wall Street Journal Gazetesi’nde kışkırtıcı ve belirleyici mahiyette şunları yazdı; “Ortadoğu’da tehlikeli bir çatışma bulunmaktadır. Ancak bu çatışma İsrailliler ve Filistin arasında değil, aralarında Mısır, Suudi Arabistan, Filistin yönetimi, İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri bulunan müttefiklerimiz ile İran, Katar, Suriye, Hizbullah ve Filistinli bölücü gruplar arasındadır.
Burada şunu da belirtmek gerekir ki Eliot Abram yeni muhafazakârlar (Neo-conlar) olarak bilinen Yahudi aktivist aydınlardan biridir.
Yukardan Bakma Anlayışı
Arap-İran ilişkilerindeki gerginlik sadece siyasi değildir. Aksine bu gerginlik derin kültürel ve ırksal boyutlardadır. Arap ve Farslardan her iki tarafın kültürleri de, iki halk arasındaki ilişkilerin temeli olması gereken İslami kardeşlikten uzak; karşı tarafa yönelik bazı olumsuz önyargılar kapsamaktadır.
Araplardan çoğu Farslara yukardan bakmaktadır. Arapça sözlükte Farsların “acem” diye isimlendirilmesi hor görme manasını kapsamaktadır. Kelimenin türev anlamı ise hayvanlık ve bitkinlik arasındadır. “Acum” kelimesinin manası dilde tutukluktur. Ucema ise hayvan demektir. Farslar da kendilerini “Beni Ahrar” olarak isimlendirirken –Beşşar bin Berd’in şiirinde gördüğümüz gibi- Arapları, eski Araplarda köle manasında kullanılan ‘mevali’ kelimesiyle isimlendirmektedir.
Arap Edebiyatı ve haberleri, Farslar hakkında olumsuz önyargı ve onlara karşı üstten bakış içeren hikâyelerle dolmuştur. Bunun örneklerini mesela Müberred’in “Kamil” isimli, İbn Kuteybe’nin “Uyunu’l Ahbar” ve diğer kitaplarda bulmaktayız. İlginçtir, Kureyşten Nafi bin Cubeyr, bir cenaze gördüğünde ya da yanından geçtiğinde, cenazenin bir Kureyşliye ait olduğu söylendiğinde; “Allah’ım o benim kavmimden”, Arap derlerse; “Allah’ım o yiğittir”, mevali ya da acem geçiyor denirse; “Allah’ım onlar senin kulun, istediğini alır, istediğini bırakırsın” derdi.
Beni el-Hecim kabilesinin zahitlerinden biri; “Allah’ım Araplara mağfiret et, Acem’e gelince onlar senin kulların, işleri sana kalmıştır” derdi. El- Asmai, bir Arabın bir diğer Araba şöyle dediğini aktarır; “Bu acemlerin cennette bizim kadınlarımızla evleneceklerini düşünebiliyor musun? Diğeri şöyle der; “Sanırım öyle olacak, vallahi bu Salih bir ameldir”. Arap şöyle der; “vallahi bunu yapmadan önce boyunlarımızı ezmeleri lazım”. El Asmai kendisi şöyle der; “üç kişi hakkında gerçek ortaya çıkıncaya kadar alçaklıkla hükmedilir: “Birincisi, bir toplantıda kendisinden şarap kokusu gelen adam, ikincisi Mısır’da bir Arabın Farsça konuştuğunu işittiğinde ve son olarak da yol üzerinden kaderi tartışandan.” Irki üstünlüğün bir insanı sırf kendi dilini konuşuyor diye alçaklıkla suçlamanın ne boyutlara vardığına bir bakın!
Farslara karşı bugün bile bazı Araplarda gördüğümüz bu üstün görme zihniyetinin yanında bazı Farslarda da Araplara karşı intikamcı bir anlayış bulmaktayız. Fars Edebiyatı’nda en büyük epik şiir sayılan Şahname’nin yazarı Firdevsi, Araplara karşı derin bir hor görmeyi ifade etmekte, İran’daki İslami Fetih için de şöyle demektedir; “Araplar işi, deve sütü içip ve kertenkele eti yemekten Pers krallarının taçlarına tamah etmeye kadar vardırdılar. Yazıklar olsun sana dönen zaman”.
Arapça yazan bazı Fars şairleri de Farsça yazan Firdevsi’den farklı değildir. Aksine kullanılan kalıplar arasında müthiş benzerlik görülmektedir. Abbasiler döneminde yaşamış Fars Şu’ubi şairlerinden Ebû İshâk el-Mutvikilî’nin Araplara hitaben şu sözünü okuyun:
Cem’in soyundan gelen şerefli kimselerin oğluyum
ve Acem hükümdarlarının mirasına sahibim…
Sularını ve topraklarını derhal geri istiyorum
Kim hakkında vazgeçerse geçsin ben geçmeyeceğim
Koyunlarınızı gütmek ve kertele yemek için
Artık Hicaz’daki topraklarınıza geri dönün…
Yine Fars asıllı şair Beşşar bin Burd ise;
Ey çoban annenin ve çoban babanın oğlu,
Hür insanların çocuklarıyla övünme yarışına giriyorsun? Zarar ve yenilme bakımından bu sana yeter…
Sen, temiz suya susadığın zaman, havuzda köpekle ortaklaşa su içmekteydin.
Sen, kızartılmış pislik böceğinin başını diş ucuyla kırarak yersin.
Yemeye alışkın olmadığın için bu beldelerin kekliğine önem vermezsin.
Fars edebiyatında Araplar hakkındaki olumsuz önyargı, Amerikalı araştırmacı Joya Blondel’in “Yeni Fars Edebiyatı’nda Arapların İmajı” isimli kitabında ayrıntılarıyla açıkladığı gibi hala mevcut. Buna mukabil bazı Arap milliyetçiler ve Selefi İslamcılar bugün, Farslıları korkaklık, iki yüzlülük, pornografi ve hatta Mecusilikle suçlamaktadır.
Görünen o ki fotoğraf siyah-beyaz değil aksine karma ve renkli bir resim. Buna rağmen bazı Arabların kitaplarında İranlılar yönünde ve bazı İranlıların kitaplarında da Araplar yönünde oldukça olumlu bir imaj bulunmaktadır. Örneğin ünlü seyyah İbn Batuta bir gezisinde İran’ın Şiraz Şehri sakinlerini “güzel görüntülü ve temiz elbiseli” diye vasfetmektedir. Ayrıca şöyle demektedir ; “Şiraz ehli; özellikle de kadınları saliha, din ve iffet ehlidir. Onlar çarşaf giyerler, her tarafları örtülüdür, yüzlerine de peçe takarlar ve hiçbir yerleri görünmez. Ayrıca sadaka verir, diğer ihtiyaç sahiplerini kendilerinden önde tutarlar. Yeryüzünde Kur’an’ı Şiraz ehlinden daha güzel okuyan kimse yoktur.”
Diğer yandan Ömer el-Hayyam, Sadi eş-Şirazi, Hafız eş-Şirazi, Celaleddin er-Rumi gibi İran’ın en büyük şairlerinden bazılarının Araplara tutkun olduklarını ve onlardan aşırı bahsettiklerini görmekteyiz.
20. yüzyılın başında ve ortasında iki taraf arasında derin bir ihtimam ve zengin kültür değişimi söz konusuydu. Bunu Mısır edebiyatındaki önemli isimlerden Abdulvahhab Azam, Ahmet Rami, İbrahim Dasuki Şeta ve diğerlerinin Fars şiiri eksenindeki çalışmaları inceleme ve tercümelerinde bulmaktayız. Aynı şekilde İranlı İslamcıların Arapça yayınlanan İslami düşünceye önem verdiklerini de görmekteyiz. Şu anki İran Cumhuriyeti mürşidi Ayetullah Ali Hameney’in Seyyid Kutub’un “Kur’an’ın Gölgesinde” isimli kitabını Farsça’ya çevirdiğini bilmemiz bile yeterlidir. Ayrıca İran eski Devlet Başkanı Muhammed Hatemi’nin danışmanı Dr. Ali Nuri Zade de çağdaş Arap şairlerinin en önemli çalışmalarını Farsça’ya çevirmiştir. Ancak bu iletişim Irak-İran savaşının başlangıcı ve tekfirci akımların tırmanışı ve Amerika’nın bölgeye nüfuzunun artmasıyla başlayan yabancılaşma sonucunda ölmüştür.
Düşman Oluşturma ve Felaketi Çağırma Mantığı
Bu arada son zamanlarda yayınlanan bazı stratejik incelemelerde İsrail’in İran’ın nükleer tesislerine saldırma ihtimalinden, İran-Amerika ve İran-Arap ilişkilerinden bahsedildi. Burada önemine binaen 4 önemli araştırmayı aktarıyorum;
- “Study on a Possible Israeli Strike on Iran’s Nuclear Development Facilities / İsrail’in İran’ın nükleer tesislerini vurma ihtimali hakkında bir inceleme”. Bu araştırma 114 sayfadan oluşup Washington’daki Stratejik ve Uluslararası Etütler Merkezi tarafından hazırlanmıştır.
- “Israel and a Nuclear Iran / İsrail ve Nükleer İran”. Bu çalışma da 96 sayfa olup Tel Aviv’deki Stratejik İncelemeler Merkezi Jaffee’den Ephraim Kam editörlüğünde İsrailli bir grup yazar tarafından hazırlanmıştır.
- “Saudi-Iranian Relations since the Fall of Saddam / Saddam’ın Düşüşünden Bugüne Suudi Arabistan-İran İlişkileri”. 158 sayfalık bu incelemeyi Amerikan Rand Kurumu hazırlamıştır.
- “Dangerous but not Omnipotent: Exploring the Reach and Limitations of Iranian Power in the Middle East / Tehlikeli Ancak Güç Yetiremez: Ortadoğu’da İran Gücünün Boyutlarının ve Sınırlarının Ortaya Konması”. 233 sayfalık bu inceleme de Rand Kurumu tarafından hazırlanmıştır.
Stratejik ve Uluslararası Etütler Merkezi “Center for Strategic and International Studies” (CSIS)’nin araştırması bunlar içinde en önemlisi olarak görülmekte. Çünkü bu araştırma, İsrail’in İran’ın nükleer tesislerini vurma ihtimali üzerinde duran resimler ve haritalarla desteklenmiş ayrıntılı bir askeri çalışmadır. Bu araştırmada, Arap-İran ilişkileri açısından en önemli ve tehlikeli nokta, kitabın iki yazarının, İsrail’in İran Buşehr nükleer reaktörünü vurmasının etkilerinden bahsetmeleridir.
İki araştırmacı, Buşehr reaktörünün vurulmasının, reaktöre yakın oturan binlerce kişinin hemen öleceğini, sonra da radyoaktif sızıntı sınırı dâhilinde yaşayan yüz binlercesinin kansere yakalanacağını açıkladı. Bu ölümcül daire de kesin olarak Bahreyn, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni kapsamaktadır.
Okuyucu bu araştırmadan ve ortaya çıkardığı korkunç felaket sonuçlardan şaşkınlık içinde kalmaktadır; bazı Arap liderler, İsrail ve Amerika’nın İran’ı vurmasını teşvik ederken nasıl da insani duygularını, siyasi basiretlerini kaybetmiştir! Bu liderler yüz binlerce İranlı masuma karşı İslami ya da insani bir duygu beslemiyorsa bile radyoaktif sızıntının etkisi altında kalacak İran’a komşu Arap halkına karşı da mı milliyetçi-ulusal duygu beslememektedirler?
Son dönemde yayınlanan bu stratejik araştırma “Ilımlı Arap Kampı” ismi verilen liderlerde geri kafalılık bulunduğuna ve stratejik hislerinin zayıf olduğuna işaret etmektedir. Bu dört inceleme, İran’ın nükleer programının şişenin dar boğazından çıktığı ve artık durdurulamaz olduğu, artık Amerika ve İsrail için İran’ı şu andan itibaren nükleer bir devlet olarak kabul etmenin en doğru karar olacağı sonucuna vardı. İsrailli araştırma da hem vaktin hem de uluslararası koşulların İran’ın lehine olduğunu ortaya koydu.
Rand kurumunun araştırmalarına gelince, Amerika’nın İran’ı bastırmak için Arap müttefik halkası oluşturmaya çalışmasının bir işe yaramayacağını ortaya koydu. Belki de bu Arap siyasetinden bazılarının paniğe kapılmalarının ardındaki sırdı. Bu şahıslar, zaten kendilerinin başka bir değeri olmadığını düşünmekte iken Amerikan stratejisine hizmette vazifelerinin kıymetinin iyice azaldığını hissetti.
Amerikalı Liderlere Nasihatler
Rand ve Stratejik ve Uluslararası Etütler Merkezi (CSIS)’nin olmak üzere iki Amerikan kurumundan yayınlanan 3 araştırma Amerikalı liderlere şu nasihatlerde bulunmaktadır:
• İranla şu andan itibaren pervasızca saldırı mantığıyla değil caydırıcı ve kontrol mantığıyla muamele edin. Aksi takdirde çatışmanın sonucu aralarında Amerika ve İsrail de olmak üzere her taraf için bir felaket olacaktır.
• Bölgede İran’ı da kapsar şekilde bölgesel sistemin geliştirilmesi. Bu da Arap devletlerini istese de istemese de İran’ı körfez bölgesi sisteminin kurallarının bir parçası olduğunu kabul etmeye itmektedir.
• İran’ın bölgedeki çıkarlarının ve beklentilerinin gözetilmesi. Bunların arasında da stratejik olarak şu anda etkileyen değil etkilenen konumda olan Arap bölgesinde kendisine nüfuzdan pay verilmesi gelmektedir.
Öte yandan, İsrail’de yapılan araştırmada ise şu andaki İbrani devletinde ipleri ellerinde bulunduran radikal sağcı liderlere, İsrail’e ulaşması mümkün nükleer silah donanımlı İran’la anlaşmak için aklen ve pratik olarak kendilerini şimdiden hazırlama tavsiyesinde bulunmaktadır. Ayrıca İran tehlikesi varlığı çerçevesinde propaganda yapmak ve tırmanışa sebep olacak bir dil kullanmaktan kaçınmasını, onunla beraber yaşamanın yollarını aramasını, nükleer karşılaşmanın önünde bir set oluşturacak vasıta olarak Filistin meselesini hemen çözmesini tavsiye ediyor.
İran’ın Nükleer Gücü Araplar İçin Avantaj Olabilir
Arap-İran ilişkileri, Dr. Ali Nurizade’nin de betimlediği gibi “sevgi ve nefret”in karışık olduğu garip bir ilişkidir. Körfez’de yaşayan Araplar, İran’a coğrafi olarak en yakın insanlar olsalar da kültürel açıdan en uzak olanlarıdır. Bunu hala bazı Arap Körfez ülkelerinde İranlıları tanımlamak için kullanılan Acem manasındaki “Aymi” (İranlı olduğu halde Körfez ülkeleri vatandaşlığı taşıyan kimseler için kullanılan özel kelime) kelimesinden de anlamak mümkündür.
Şüphesiz tüm kültürlerde olumsuz önyargı görüntüleri mevcuttur. Ancak bilinçli ülkeler bu kötü imajları parçalamakta ve önyargıları kaldırarak bir toplumun gelecekte zalim ya da mazlum geçmişe bağımlı kalmasını engellemeye çalışmaktadır. Bugün bir Afrikalı bir zencinin Amerika’yı yönetiyor olması bize örnek olarak yeter artar bile… Halbuki, Amerikalılar, geçmiş yüzyıllarda zencilerin evrim sürecini tamamlayıp tamamlamadıklarını ya da insan ve maymun karışımı bir nesilden geldiklerini tartışmaktaydı.
İran’ın elinde nükleer silah bulunması, İsrail-Amerika perdesinin Arap karar yapıcıların gözlerinin üzerinden kalkması şartıyla tüm Müslümanlar için övünç, Araplar için izzet kaynağı, stratejik konumlarının bekçisi ve Siyonist güç tarafından haklarının ihlaline karşı koruyucusu, uluslar arası destekçisi olabilir.
Araplar için İran’ın nükleer silah sahibi olmasının önemine delil olarak, Tel Aviv Üniversitesi’ndeki İran Araştırmalar Merkezi’nin yaptığı ve sonuçlarını 01.01.2009 tarihinde İsrail’in Ha’aretz gazetesi’nin yayınladığı anket yeterlidir. Bu ankete göre, İran nükleer silah sahibi olduğunu ilan ettiği takdirde İsraillilerin dörtte biri İsrail’den göç etmeyi düşünmekte…
Suriye İran’la müttefik görünmektedir. Katar da İran’a karşı olumlu tarafsızlığını sürdürmektedir. Sadece bu iki Arap ülkesinin liderleri bölgedeki yeni siyasi ölçüleri kavramış durumdadır. Ancak diğer Arap liderler, halklarının gidişatı için bir plan kurmak yerine kendi nefisleri için düşünmekten dahi aciz görünmektedir.
Netanyahu’dan dost ve düşman tarifi için ders bekleyenlere yazıklar olsun!
*Moritanya asıllı Müslüman düşünür ve yazar.
Bu makale Defne Bayrak tarafından www.timeturk.com için tercüme edilmiştir.
Timetürk


